İlâhi Tecellinin Mihrap Yolcuları..
O’nun Dostları, ilettiği Muhammed’ullah Dost varlığının izinde olanlardır.
Dostlarının yolu ne kesret ne bir’lik yolu değildir, vahdet’in yolu O’nun Kendi olan vechidir. Çünkü O’, Habib’ullah ol’an Dostuna Rahman ve Rahim olan Muhammedi varlığını iletendir.
O’, dostlarını Muhammedî Mürşid varlığına yönelenleri arasından tarikine seçmektedir (çekmektedir).
Yolun eminliği tarik ehline içsel akletme ile bağışlanır, önden gidenlerin rehberliğinde değil, her gidenin rehberi olan ruh-i ilâhi Varlık Rab/Mürşid sıfatıyla isimleri fiilleriyle işlemektedir.
Bilinçte bir kademe ve bir hâl olan cennet’ül alâ’da Muhammedi varlığın ümmetini karşılayacağı nakledilir ve peygamberlere komşu olma hâli de bir bilinç mertebesidir.
Kur’an bu bilinç seyrinin en muazzam halini sergilemektedir, Muhammedi varlığını tüm katmanlardan geçirerek her kademeden izhar edilen hâlleri, ayetullahları ile açıklamakta dolayısıyla izah’a getirmektedir.
Kur’an izahı yönelenler için bir hiza (tarik) belirler, hiza insanoğlunu Adem’iyet çizgisine çekmektedir.
Duruşun yani kıyamın esası buradan tecelli etmektedir.
Mihrap tecellinin menbaıdır.
Muhammedi Mürşid varlığına içsel dönüş ile rabıta eyleyen Cemâl Cemâl’e bütünleşir.
Tecellisine mazhar kılmadan silsile-i tarik’e aldığı yoktur, zat-ı tecellisi tarikin son’dan başını ol’uş’turur.
Ayetullahında “hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?” izah edici olup “hiç gören ile görmeyen bir olur mu?” izhar edicidir.
Kur’an, ayetlerini okuyucularına izah ederek açıklamaktadır, lakin izahtan önce izhar edilmektedir.
İz’har, tecellisini (zat-ı’nı) varlığında açmak.
İzah, varlığını açıklamaktır.
Varlığına İzhar (görünen) eyleyen O’dur ki zerre şüphe barındırmayandır.
İzahta varlığın açıklamaları yarattığı uzva tabi tutulur, kur’an dahil bir çok semavî kitaplar iz’har’a (vahy’e) mazhar olmayanlar tarafından bu açıklamalara şaibeli gözüyle bakmışlardır.
Baş gözüyle okuyup ve akıl ile tartılan her ilâhi mesaj mutlaka şaibe taşır, ilâhi mesajların alıcısına ulaşması için ayn-ı mihraba dönük olmak zorunluluktur, bu bakımdan izah edici açıklamalar yetersiz kalır, izhar’a muhtaçlık dini inancı değil imanı kuvvetlendiricidir.
Hakk’ikat’ten (yaratılmamış) O’nun izlettirdiği basir gözü ile yaratılmış olan baş gözü bir olur mu?.
İçeriden içeriyi gören ile dışıyla dışını gören bir olur mu?
O’nun nazarıyla basir varlığından bakan yok’luğun şahitliğinde her türlü noksanlık ve kusurdan azadedirler.
Kul bir kusur görecek olursa gördüğü kusuru kendinde arar ki, gördüğü saydamlık sırra bürünmüş kendini göstermektedir.
Esas kusur görmektir, iman ehli Dost’ları görmeden ve göremeyecek oldukları ilâhi Varlık zuhurundan secde halinde canlanırlar.
O’ ilâhi Varlık görünen ve görünmeyen tüm mevcudatını kusursuzluk içinde tasarlamış, her bir zerreyi miktarınca bir ölçü içinde her iki alemde de kusursuzca vücud giydirmiştir.
Kimi zerreleri bir araya toplayıp somut kılmış, kimi zerreleri dağınıklığı içinde soyut bırakmıştır. Soyut ve somut her ikisi de vücuda bürünmüştür.
Evliya’ullah’ın hem zahiri alemde, hem batıni alemde, hem de batının ötesi alemlerde (hâllerde) Kendi’ne has an’lık elbiseleri mevcuttur.
O’nların hangi elbise içinde görünecekleri O’nun tayin etmesiyle (biçip giydirdiği elbiseler ile) vücud bulur.
Kimi cismen görür, kimi rüya aleminde görür, kimi başka hâller içinde, kimi de haller içinde haller görür.
Hâller içinde görme gözün perde arkasında kalır, perdenin ardını görebilmek sahne (dünya) ışıklarına aldanmayıp ardındaki bildirene tâbi olmaktır, bu karanlığın aydınlığı zikredilen seher an’ıdır.
Perdenin ardındaki karanlık hücre, tüm sahne alemini görünür kılarken maksadı yarattıklarını bildirmesi değildir.
Yarattıklarından Yaratıcıya, yansıyandan yansıt’an’a yönelmektir.
Yarattıklarından kast kişinin kendinden başkası da değildir, hâl üzre yaratılan Adem, Muhammedi varlığın hamili olmaklık bakımından her suret, siret ve Cemâl’e ayna olandır, aydınlıktaki karanlık ve karanlıktaki aydınlık gibi tek olan tevhid’i içermektedir.
Tevhid anlayışı, vahdet-i vücudun ve dahi bir’lik şuurunun üzerindeki bir kavramdır. Ne var ki vahdet-i vücuda erişilmeden de vahdetin bir’lik şuuruna erişilmez, tıpkı iz’har ve izah gibi, Şuhud varlığa nüzul eyleyerek içten içe belirirken, Şuur olanı biteni iç alemde belireni şuurlu bir bilinçten açılım ile izhar sağlamaktadır, bu açılım kişinin hem kendi varlığını beslerken yaratılış gayesine de hatır’latma yani âleme izah ederek hizmet eylemektedir.
Esasen her fiilin Hakk’ikat’inde hizmet O’nun’dur, ilk hizmet kusursuz yaratımıyla şeksiz ve şüphesiz O’nun’dur.
🌳H🌳