Allah bizimle bir’likte diyoruz da biz O’nunla bir’likte miyiz, tüm an’ların ana gayesi olan Allah ile bir’likte olma hâli yaşamın tek konusudur..

Yaşamı bir sinema filmi gibi düşünürsek “filmin konusu ne” denildiğinde cevap ne olabilir, “bilinmeyene doğru giden yol” “bilindinkçe bilinmeyen” “Hakikatin arayışı” “kendini tanıma” ya da o en güzel sözün sahibi Yunus’un dediği gibi “Bir Ben Var Ben’den içeri”..

O’ hep ve daimi yarattığı ile olan Hakk’tır..
İnsan için unutan diyoruz, lakin unutmanın da ötesinde bir an’layış sunmak istiyorum, çünkü unutmanın bile ne olduğunu unutuldu..
İnsan bilinç kaybına uğradı, yani bilinci düşürüldü, Adem’in kovulma tasviri, bedensel olarak O’nun bilincinde katiyen olamayız, çünkü orası yok’luğun yok’luğu, yani hiç’liktir, Adem’e yani insana yüklenen isimler O’nu bilmek üzre yaratılan insan için muazzam bir evrim yani bilinç hâli vermektedir.

Zahirde kendi kaybedip bayılan birinin hemen bilincinin yerinde olup olmadığına bakılır, yaşam fonksiyonlarının sağlıkla yerinde olup olmaması şuuruna yani bilincine bağlıdır…
Yaşamın içinde bir’de Hayy’at eyleyebilmek vardır, burada da bir şuur bilinç aranır, ama bu bilinç yaşam fonksiyonlarını yerine getirebileceginden çok daha fazlasıdır..
Kendini tanıma bilme güdüsü ile ortaya çıkan, bilmediğini bilme hâli insanin bilincinin sınırlandırılmış olduğunu kavraması ile ilk idrakı oluşturur..

Bu ilk idrak insana der ki “BEN hep seninleydim Sen neredeydin”..
Allah’ı heryerde arayan insan için bu inanılmaz bir evrimin başlangıcıdır, yaratılışın gayesi olan insanın merak ile öğrenme güdüsü buradan gelir, yaratılırken her zerresine kodlanan bu’merak kendini yani O’nu bilmek için sunulmuştur..

Özünün Hakk olduğunu idrak etmesiyle şuur yani bilinç kazanmaya doğru tariki başlar. Kur’an’da geçen Akl’etme noktası aktivasyon sağlar, neyi akl’edeceğiz, kur’an’ın bize Hakk’ikat’ten ne demek istediğini, geçmişin değil an’ın yazılı olduğu kur’an son inişi ile sonsuzluğunu yani bilinç şuurunu içinde barındırmaktadır, bu haller vuku bulmadan okunan kur’an an’laşılamaz, an’lamak ve dahi kendi yaşam çizginden kur’an’ın neresinde yer aldığını bilmek, Muhammedî an’layışa bürünmek insanin tabiatında vardır, bu sebeple insan dünya platformunda kendine yer bulamaz ve en son göçüp gider, bedensel göçten önce yapılması gereken O’nu bilme yani bilinç göçü ile hayy’at eylemektir..
(24/42) Göklerin ve yerin egemenliği Allah’a aittir, dönüş de Allah’adır…

O’ hem yokluğuyla hem varlığıyla, hem herşeyde hem hiç’ligiyle, her anlayışta bir tek O’ bilinmektedir..

O’nun “Allah” ismi bir mühürdür ve bu mührün içine tüm isimlerini sırlamıştır, kişi bilsin bilmesin, inansın inanmasın mutlak surette O’nu an’maktadır ve bunu içgüdüsel olarak yapmaktadır, örf, adet, genelek, kültür, mezhep, din, dil ayırd etmeksizin Allah ismi her dilde aşikardır..

İstemli ya da istemsiz Allah dediğiniz an’ları düşünün, O’ Kendi zat-ını bizzat hatırlatmakta, ve istemsizce anılan zamanlarda şok etkisi ile Allah ismi ortaya çıkmakta, uyan diyor adeta..

Yorumlar

  • (not be published)