BALKAN TASAVVUF AKADEMİSİ KURULDU

Yabende
Tarih Mayıs 31, 2017, 11:50 pm
5 mins

Türkiye’de Yüksek Lisans ve Doktora düzeyinde eğitim gören ve Balkanlar’da tasavvuf alanında çeşitli araştırmalar yapan çoğu Balkan kökenli genç akademisyenlerden oluşan bir grup Balkan Tasavvuf Akademisi’ni kurdu.

Kurulma amacı Balkanlarda yaşayan tasavvuf hakkında yürütülen çalışmaları teşvik etmek, mevcut çalışmaları ortaya çıkararak bu çalışmaları konu üzerine araştırma yapan araştırmacıların istifadesine sunmak olan Balkan Tasavvuf Akademisi; Türkiye, Arnavutluk, Bosna Hersek ve Makedonya’den gelen genç akademisyenler tarafından kuruldu. Kuruluş amacına binaen faaliyetlerine başlayan Akademi’nin eş başkanlığına Bosna Hersek’den Samir Vildiç ve Makedonya’dan Nehri Aydinçe seçildi.

Konuşmasında İslâm’ın Balkanlara esas girişinin tasavvuf yoluyla olduğunu ve sûfiler tarafından yayıldığını ifade eden Vildiç, “Osmanlılardan önce sûfilerin Balkanlara gelip yerleştiklerine ve tekkelerini kurduklarına dair deliller mevcuttur. İlerleyen dönemde Balkanların fethi sırasında ve sonrasında geniş halk kitlelerinin İslâm’ı benimsemelerinde de en etkili rolü sûfiler oynamıştır. Osmanlıların hâkimiyeti döneminde ise pek çok farklı tarikat Balkanlarda yaygınlık kazanmıştır. Bunlar arasında Nakşibendilik, Halvetilik, Mevlevilik, Kadirilik, Bektaşilik gibi tarikatlar sayılabilir. Osmanlıların Balkanları fethetmesinden bugüne kadar burada birçok tekke de kurulmuştur. Tasavvufî gelenek açısından olduğu kadar sanat tarihi yönüyle de önemi haiz olan bu mekânlar dinî kimlikleri yanında fikrî ve edebî yönleri güçlü isimlerin yetişmesinde mühim rol oynamıştır. Bizim amacımız Balkanlarda böylesi derin etkisi bulunan tasavvufun akademik anlamda daha fazla ilgi görmesini sağlamak ve şimdiye kadar yapılan ve de bundan sonra yapılacak araştırma ve çalışmaları genç akademisyenlerin hizmetine sunmaktır.” dedi.

Osmanlı Devleti’nin o ihtişamlı döneminden ve İslâm’ın Balkanlara ve diğer topraklara yayılma hedefinden bahsederken unutulmaması gereken konulardan biri de tasavvuftur diye söze başlayan Aydinçe ise: “Osmanlı’nın Rumeli bölgesini fethetmesiyle bu bölge yeni bir çehreye bürünmüştür. Osmanlı din, dil, ırk, mezhep ayrımı yapmadan herkesi kucaklamış ve hiçbir baskı uygulamadan oradaki halkın mutlu mesut bir arada yaşamasına imkân sunmuş, zemin hazırlamıştır. Bu adil ve hoşgörülü yönetim anlayışıyla da bölgeye İslâm’ın ve tasavvufî düşüncenin yerleşimi kolay ve hızlı bir biçimde olmuştur. İslâm adına gönülleri fetheden dervişlerin oynadıkları rolün önemini günümüzde dahi bulunan tekkelerinin varlığı ile açıklamak mümkündür. Balkanlar’da İslâmiyet’in ilk tohumlarının tarikatlar tarafından atılması, tasavvuf anlayışındaki derin insan sevgisi, yüksek hoşgörü ve karşılıksız hizmeti esas almalarından kaynaklanır. Tekkelerin iktisadi ve sosyal alandaki faaliyetlerinde din, dil, ırk farkı gözetmemeleri halk tarafından epeyce rağbet görmelerine vesile olmuştur. Dervişler, hangi dinin mensubu olursa olsun halkla karışıp kaynaşarak halk kitlelerini yönlendirmede önemli ölçüde başarılı olmuşlardır.”

Türkiye’de ve Balkan ülkelerinde faaliyet gösterecek olan Balkan Tasavvuf Akademisi’nin iki yıllık çalışma planı içerisinde; tasavvufla ilgili kaynak ve literatürün toplanıp ortak bir veri tabanının oluşturulması ve Türkiye içerisindeki çeşitli üniversitelerde Balkanlardaki yaşamış ve yaşayan tasavvuf hakkında panel ve konferansların düzenlenmesi gibi birçok faaliyet bulunmakta.

Bir Sonraki Yazi

AY

Yorumlar

  • (not be published)