KARABÜK ÜNİVERSİTESİNDEN TARİKATLAR ÜZERİNE BİR ÇALIŞTAY

Yabende
Tarih Mayıs 27, 2017, 2:33 pm
7 mins

Karabük Üniversitesi İlahiyat Fakültesi tarikatlar üzerine bir çalıştay düzenledi.

Bu çalıştayda 15 Temmuz darbe girişimi enine boyuna tartışıldı. İlginç önermelerin gündeme geldiği çalıştayda fakülte dekanı Prof. Dr. Hür Mahmut Yücer, Vehhabiler ile ulusçuları, sekülerlik ile DEAŞ’ı bir tutarak bununla birlikte tarikatları yasaklama gerekçesini eleştirdi.

Dekan Yücer, “eğer tarikatlara karşı çıkılırsa yerini çeşitli sapkın eğilimlerin alabileceği” görüşünü ileri sürerek tarikatların dışlanmaması gerektiği çağrısı yaptı.

Darbe girişimiyle birlikte çeşitli devlet kademelerinde yer alan tarikat ve cemaat mensubu kişilerin ortaya çıkması büyük tedirginliğe sebep olurken darbe girişiminin altından bir cemaatin çıkması tarikatlara karşı bir nebze olumlu bakış açısını da yerle bir etti. Bu olumsuz algının ortadan kalkması için çeşitli çağrılarda bulunuldu.

Karabük Üniversitesinde düzenlenen diğer bir çalıştayın tartışma başlıkları arasında ilginç bir konu daha vardı. Çalıştayı düzenleyen üniversitenin İlahiyat Fakültesiydi. Tartışma konusu ise “Toplum Bilim ve Tasavvuf” idi. Yani bir tür İslami mistisizm denilebilecek ve sufi tarikatların doğuşunun dayandığı öğreti. Çalıştaydaki bir diğer konu ise yine 15 Temmuz darbe girişimiydi. Darbe girişimini İlahiyat Fakültesinin 125 akademisyenle gerçekleştirdiği çalıştayın konusu haline getiren asıl sebep ise darbe girişiminde bulunan cuntanın odağında dini bir cemaatin bulunduğunun öne sürülmesiydi.

KBÜ İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yücer, çalıştayla ilgili açıklamasında, toplantıda tasavvuf ve sosyoloji bilim dallarının metodolojileri, Türk toplum yapısı, din, tasavvuf konularının yanı sıra 15 Temmuz başarısız darbe girişimi sonucu değişen toplumsal gündem ve tartışma alanları nevzuhur akım ve cemaatlerin ele alındığını belirtti.

Prof. Dr. Hür Mahmut Yücer tasavvufun dinde sonradan çıkmış, dine eklemlenmiş ya da bir tepki hareketi olmadığını, İslâm maneviyatının adı olduğunu söyleyerek: “Dinin manevi, ahlaki boyutunu ele alan bir ilim ve hayat tarzıdır. Zamanla kurumsallaşmış, tekke ve dergahlarla, musikisi, edebiyatı, kültürü ile yaygın bir eğitim kurumu olmuş, ayrıca fakirlerin korunup gözetilmesi yardımlaşma kurumu özelliğiyle toplumsal birlikteliği ve rehabiliteyi sağlamıştır.” dedi.

Tasavvufu, “Anadolu’nun kurucu damarı, inşa hamuru” olarak değerlendiren KBÜ İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hür Mahmut Yücer, tarikat ve cemaatlerin olumsuzlanmasını eleştirerek, “Modern dönemde tarihsel tecrübe olumsuzlanarak mezhep ve tarikatların değersizleştirilmesi ve reddedilmesi Türkiye özelinde yeni bir olgudur.” ifadesini kullandı.

Prof. Dr. Yücer, tarikatların reddinin “toplumun akışını ve süreklilğini bozmaya yönelik bir eylem” olarak nitelendirdi. Bu modernist yaklaşımı da ulusçular ile Selefik olarak da nitelenen Suudi Arabistan’ın resmi ideolojisi olan akımın bağlıları Vehhabiler ile paralellik kurarak, bu akıma benzetti.

“Dindar nesillerin istendiği bir dönemde” ifadesini kullanan Yücer, tarikatların eleştirilmesinin ve olumsuz düşüncelerle kötüleştirilmeye çalışılmasının, “dini ve dindarlığı korumasız bırakacağını” ifade ederek bu yaklaşımın da toplumu DEAŞ türü radikalizme ya da sekülerizme sürükleyeceğini ileri sürdü.

Cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte çeşitli gerekçelerle tekkelerin kapatılması çeşitli tarikatların yasaklanmasıyla ilgili gerekçeleri bilim dışı bulan Yücer: “Cumhuriyetin kuruluşunda tarikatlar ve tekkeler yasaklanıp kapatılırken ‘miskinlik ve atalet yuvaları, devleti ele geçirmeye çalışan totaliter mürteci akımları’ ortadan kaldırma gerekçesi serdedilmişti.” dedi.

Yapılan çalıştayda, Cumhuriyetin kuruluşunda tarikatlara yöneltilen suçlamaların ideolojik bir gerekçe olduğunu nitelediklerini belirten Yücer, tarikatların devleti değil, bireyi hedef aldığını, “Tasavvufi yapıların dünya değil ukba taliplisi, devlet değil fert eğitimcisi olduğu, fert üzerinden toplumun hayrını ve salahını istediğini” sözleriyle anlattı.

Konuşmasının devamında Yücer: “Tarihte bu çoğulculuk devlete tehdit oluşturmadıkça daima hoş görülmüştür. Bu topraklarda dini yapıların ve tarikatların reddi edebiyatın, musikinin, estetik sanatların reddi anlamına gelmektedir. Çünkü bu yapılar tarihsel kırılmalar, istek ve ihtiyaçlara göre ortaya çıkar. Bu ihtiyaçları ve karşı çıkma biçimleri bilinmezse yerine neyin teklif edileceği, neyin konulacağı da bilinmez. Sonuçta ne tür sapkın eğilimlerin zuhur edeceği de tahmin edilemez.” dedi.

Sözü FETÖ’ye getirerek darbe girişimine de değinen Dekan Yücer, 15 Temmuz’un “dine, dini cemaatlere ve tarikatlara karşı yapılmış bir darbe girişimi” olduğu görüşünü ortaya attı.

“FETÖ kalkışması, dini ya da bir cemaat-tarikat kalkışması olarak kabul edilemez” diyen Profesör Yücer, “FETÖ başlangıcı itibariyle bir hizmet hareketi olarak gözükse de orta katmanı itibariyle örgüte, üst katmanı itibariyle teröre göre şekillenmiştir.” ifadesini kullandı.

Aynı zamanda Prof. Dr. Yücer, Diyanet İşleri Başkanlığı’na da çağrıda bulunarak, “dini akım ve cemaatsel yapıları, tarikatları dışlayıcı değil, dini ilimlere bağlı, ontolojik hakikat ve gerçekliğe uygun açıklama ve izahlarla toplumu bilgilendirmelidir.” dedi.

 

Yorumlar

  • (not be published)